istanbul’un fethi
1450′ lere gelindiğinde, Avrupa’ da Tuna Irmağ’ na kadar tüm toprakları ele geçirmiş olan Osmanlılar için İstanbul’ u ele geçirmek, yani, Avrupa ile Asya arasında bir engel oluşturan Bizans’ ı ortadan kaldırmak zorunlu duruma gelmişti.
1451′ de Karamanoğulları üzerine düzenlediği seferden Edirne’ ye dönen Sultan II.Mehmed, İstanbul’ u fethetmek için hazırlıklara başladı. İlk olarak boğazın en dar yerine, Yıdırım Beyezid’ in yaptırdığı Güzelcehisar’ ın (Anadoluhisarı) karşısına bir hisar yaptırmak istedi : Bizans imparatorunun tüm engelleme çabalarına rağmen hisarın 21 Mart 1452′ de başlayan yapımı dört ay gibi kısa bir süre içinde tamamlandı. Yapım işleri sürerken denizden gelebilecek herhangi bir saldırıyı önlemek için Osmanlı Donanması’ ndan 30 gemi boğazda nöbet turuyordu. Burçlara yeteri kadar asker ve silah yerleştirilince, boğaz bütünüyle Osmanlılar’ ın denetimi altına girdi. Kuşatma sırasında İstanbul’ a askeri yardım gelmesi bu şekilde engellenmiş oluyordu.
İstanbul’ un surlarının durumu incelendikten sonra Edirne’ ye dönen II.Mehmed, burada Muslihiddin, Sarıca Sekban ve Macar asıllı mühendis Urban’ a o çağın en büyük toplarını döktürdü. Bu arada İstanbulun Fethi için sürekli çalışmalar yapılıyor, kuşatma planı inceden inceye hazırlanıyordu.
Bizans İmparatoru XI.Konstantinos bu hazırlıklardan çok rahatsız olmuştu. Avrupa’ daki tüm devletlere temsilciler göndererek yardım çağrısında bulundu. Ama, Macar Kral Naibi Hunyadi Janos’ un II.Kosava Savaşı’ nda yenilmesinden sonra, Avrupa’ da yeni bir haçlı seferi yürütebilecek yetenekte bir komutan yoktu. Ayrıca Haçlılar, Varna ve Kosava savaşlarında çok yıprandıkları için yeni bir savaşa girmekten çekiniyorlardı. Bununla birlikte, Hunyadi Janos, Silivri yöresini, Katalanlar’ da Limni Adası’ nın kendilerine verilmesi koşuluyla yardım edebileceklerini bildirdiler. Bu öneriler Bizanslılar tarafından hemen kabul edildi.
İmparator Konstantinos, Papa ve Nikola’ ya elçiler göndererek, Katolik ve Ortadoks kiliselerinin birleştirilmesi için Floransa’ da alınan kararı onayladığını, 1450′ de azledilmiş olan Grigorios’ un yeniden patrikliğe getirileceğini, iki kilise arasındaki düşmanlığa son verilerek İstanbul’ yardım edilmesini rica etti. Papa bunun üzerine, Kardinal İsidore’ yu İstanbul’ a gönderdi. Kasım 1452′ de Ayasofya Kilisesi’ de yapılan törenle iki kilisenin birleştiği ilan edildi. Ama, önde gelen devlet adamlarından Lukos Notaras ile Ortodoks Kilisesi ileri gelenlerinden Gennadios un bu karara karşı koymaları ve halkında onları desteklemesi yüzünden imparatorun bu çabası boşuna oldu. Notoras’ ın “Bence kentte Türk sarığının iktidarını görmek, Latin Papalık tacını görmekten daha iyidir” dediği bilinmektedir.
2 Nisan 1453′ te Bizanslılar son çare olarak Haliç’ in ağzına zincir gerdiler ve kentin kapılarını taşlarla örerek kapattılar.Bu arada Osmanlılar kuşatma için son hazırlıklarını da tamamlamış durumdaydılar. Hazırlanan toplar Edirne’ den İstanbul’ a doğru yola çıkarıldı.
Rumeli Beylerbeyi Karaca Paşa, 10.000 kişilik bir orduyla Misivri, Ahyolu ve Vize kalelerini alarak, kuşatma sırasında buradan İstanbul’ a yardım gönderilmesini önledi. Ama Silivri Kalesi ele geçirilemedi. İmparator Konstantinos’ un kardeşleri, Mora Despotları, Tomas ve Dimitrios da Turanoğlu Ahmed ve Ömer Bey komutasındaki Osmanlı Ordusunca etkisiz hale getirildi.
Bu arada Cenevizliler’ in gönderdikleri iki kadırga ile 700 savaşçı, papanın gönderdiği üç kadırgaya yiyecekle 200 asker İstanbul’ a varmış, kenti savunan halka yardım etmeye başlamışlardı.
Osmanlılar, topları surların karşısına yerleştirmişlerdi. Kara surlarının Avransaray’ dan Edirnekapı’ ya kadarki sol kanadı Rumeli Beylerbeyi Karaca Paşa’nın; Edirnekapı Topkapı arasındaki merkez bölgesi padişahın; Topkapı’ dan Yedikule’ ye kadar olan bölümü ise İshak Paşa ile Mahmut paşa komutasındaki birliklerce kuşatılmıştı. Osmanlı Ordusu yaklaşık 150-200.000 askerden oluşuyordu. Bizanslılar’ ın asker sayısı ise 15.000 dolaylarındaydı; 39 tane de gemileri vardı. İstanbul’ u denizden kuşatmış olan 150 gemilik Osmanlı Donanması ise Kaptan-ı Derya Baltaoğlu Süleyman Bey komutasındaydı.
11 Nisan’ da İmparator Konstantinos’ a kentin, kan dökülmeden teslim edilmesi önerildi. İmparatorun öneriyi geri çevirmesi üzerine, 12 Nisan’ da İstanbul surları top atışlarıyla dövülmeye başlandı. Açılan gedikler, kent halkının çabaları ile hemen kapatılıyordu. 18 Nisanda yapılan saldırı geri püskürtüldü. Osmanlı Donanması ise Haliç ağzındaki zinciri kırmayı başaramamıştı; 20 Nisan’ da Papa’ nın Bizanslılara yardım için gönderdiği asker ve malzeme yüklü üç büyük gemiyi de ele geçiremedi. Gemilerin Haliç içine kaçırılması olayı Osmanlı Ordusu’ nda genel bir tedirginlik meydana getirdi. Padişah II.Mehmed, bu olaydan sonra Kaptan-ı Derya Baltaoğlu Süleyman Bey’ i azlederek yerine Hamza Bey’ i getirdi. O gece toplanan savaş kurulunda, Veziriazam Çandarlı Halil Paşa, kuşatmanın kaldırılmasını savunduysa da Zağanos Paşa ve diğer komutanlar savaşın sürdürülmesi yolunda Padişah II.Mehmed’ i etkilemeye çalıştılar ve sonunda savaşı sürdürme kararı alındı.
İstanbul’ un ancak Osmanlı Donanması’ nın Haliç’ e girmesiyle fethedilebileceği düşüncesi ağır basmaya başlamıştı. Bu düşünceden sonra, Tophane’ den Kasımpaşa’ ya kadar gemilerin karadan kaydırmak için kızaklar döşendi. Galata’ daki Cenevizliler^den sağlanan yağlarla kayganlaştırılan kızakların üzerinden Haliçe bir gecede 72 tane gemi indirildi. Haliçin iki yakası arasında kurulan köprü üzerine yerleştirilen toplarla İstanbul tam bir kuşatma altına alındı. Bizanslılar’ ın bu köprüyü yıkmak için yaptıkları girişimler sonuçsuz kaldı.
Edirnekapı surlarında açılan gediklerden kente girebilen Osmanlı askerleri kısa bir sürrede geri püskürtülüyorlardı. 23 Mayıs’ ta Sultan II.Mehmed İsfendiyaroğlu Kasım Bey’ i Bizans İmparatoru’ na elçi olarak göndererek barış önerisinde bulundu. Öneride kent, kan dökmeden teslim edilirse imparatorun bütün yakınları ve hazinesi ile istediği yere gidebileceği yada Mora despotluğu’ nu kabul edebileceği, İstanbul halkının da gidip gitmemekte serbest olacağı, ama kent savaş yoluyla alınırsa, halkın tutsak sayılacağı ve yağmaya izin verileceği belirtiliyordu.
İmparator da elçisi kanalıyla, kuşatma kaldırılırsa istenen vergilerin tümünü ödemeyi ve bağzı ödünler vermeyi kabul ettiğini ama, kenti teslim edemeyeceğini bildirdi.Kentin ancak savaşla alınabileceğini anlayan Osmanlılar, genel bir saldırı için hazırlanırlarken, 26 Mayıs’ ta Macar Kralının elçisi padişahın karargahına geldi. Hunyadi Janos Kral naipliğinden çekilşmiş, genç Ladislas Macar tahtına geçmişitir. Bu durumda, Fatihin, Hunyadi Janos ‘ la yaptığı üç yıllık barış anlaşması geçersiz oluyordu. Macar elçisi, İstanbul kuşatmasının kaldırılmasını, yoksa bizansların yanında savaşa gireceklerini, bir Haçlı donanmasının da kente yardım için yola çıktığını bildirdi. Bunun üzerine 27 Mayıs akşamı toplanan kurrulda Çandarlı Halil Paşa kuşatmanın kaldırılmasını istedi ve yeni bir Haçlı saldırısının devleti büyük bir yıkıma uğratabileceğini öne sürdü. Zağanos Paşa ile diğer komutanlar ise bu görüşe katılmadılar.
27 Mayıs’ ta başlayan ve üç gün süren top ateşi kentin surlarında büyük gedikler açmıştı. 29 Mayıs gecesi başlayıp sabaha kadar süren iki saldırıdan sonra, 29 Mayıs’ ta sabaha karşı kente karşı genel saldırıya geçildi. Bizanslılar İstanbul’ u bütün güçleriyle savunuyorlardı önce, Ulubatlı Hasan adlı yeni çeri Topkapı’ daki bir burça çıkmayı başardı. Onu izleyen Osmanlı askerleride kalede tutunmayı başarınca kuşatmanın sonucu belli oldu. Topkapı ile Edirnekapı arasında açılan gedikten askerler kente girmeye başladılar. İmparator Konstantinos, çıkan panik sırasında ezilerek öldü. Kentin marmara kıyısındaki surlarını Osmanlılara karşı savunan Çelebi Mehmed oğlu Şeyhzade Orhan giysilerini değiştirerek kaçmaya çalıştıysada başaramadı ve kendisini surlardan atarak intahar etti.
Haliçteki donanma askerleride Odunkapısı’ dan kente girdiler. Böylece 54 gün süren kuşatma sonucunda Doğu Roma İmparatorluğu’ nun 1123 yıllık başkenti İstanbul, 29 Mayıs 1453 te Türkler’ ce fetedildi.Haliç’ teki yabancı gemiler, kentin düştüğünü öğrenince canını kurtarabilenleri toplayarak İstanbul’ dan kaçtılar. Osmanlılar iki saat içinde kenti denetim altına aldılar. Fatih, devlet adamları ve askerlerle birlikte sıkı bir koruma altında İstanbul’ a girdi ve doğruca Ayasofya Kilisesi’ ne giderek, burada toplanan Hristiyan halkı, can ve mal güvenliklerinin sağlanacağını söyleyerek yatıştırdı. Ayasofya aynı gün camiye çevrildi ve İstanbul, Osmanlı devletinin başkenti oldu.
Kentte kalmak isteyen Rumlara dinlerinin gereklerini yerine getirebileceklerini ilan eden Fatih, İstanbul’ da bir Patrikhane kurmayı daha önceden kararlaştırmıştı. Ancak, bu kararı fetihten yedi ay sonra yürürlüğe koyabildi. Katolik ve Ortadoks kiliselerinin birleştirilmelerine karşı çıkmış olan Gennadios Skholarios’ u patrik olarak atadı. Bu yolla Doğu Kilisesi Osmanlıların koruması altına girmiş oluyordu. Ayasofya yanındaki patrikhane kaldırıldığından, şimdiki Fatih Camisi’ nin yerindeki Havariyun (Saintapotres) Kilisesi patrikhane binası olarak kabul edildi.

